Doktorsitesi.com

Bastırılan duygular hangi kanaldan çıkar: panik mi, takıntı mı?

Klinik Psikolog Emine Özdemir
Klinik Psikolog Emine Özdemir
26 Ocak 2026160 görüntülenme
Randevu Al
Duygular taşınamadığında bedenden taşar ve somatik şikayetler olarak ortaya çıkar; hissedilmekten kaçınıldığında ise düşünceye hapsolur ve takıntılı düşünceler şeklinde kendini gösterir. Bu nedenle ağır gelen bir duygu, bir kişide panik atak olarak ifade bulurken, başka bir kişide obsesyon biçiminde ortaya çıkabilir. Aynı duygu birinde taşarken, diğerinde hapsedilir. Birinde duyguyu taşıyamamak söz konusuyken, diğerinde duyguyla temas edememek ön plandadır.
Bastırılan duygular hangi kanaldan çıkar: panik mi, takıntı mı?

İnsan, doğası gereği ilişkisel bir varlıktır. Dünyaya geldiğimiz andan itibaren bakım verenlerle bağ kurmaya başlarız. Bu bağ, hem fiziksel hem de başta güvenlik olmak üzere duygusal ihtiyaçlarımızın karşılandığı ilk ilişkidir.

İhtiyaçlar yeterince karşılanmadığında hayal kırıklığı, öfke, kaygı gibi duygular ortaya çıkar. Duygular, yalnızca hissedilen içsel durumlar değildir; aynı zamanda sinir sistemi tarafından taşınması, düzenlenmesi ve anlamlandırılması gereken deneyimlerdir. Ancak bu duygular her zaman sözcüklerle ifade edilmez. İfade edilemeyen duygular, çoğu zaman beden, davranış ya da zihinsel imgeler aracılığıyla kendini gösterir. Bazı duygular söze dökülebilirken, bazıları bedende belirtiye dönüşür ya da zihinde takılı kalır.

Duygular Farklı Şekilde Dile Gelirler

Duygular, farklı kanallar aracılığıyla ifade edilir. Bunları dört temel başlık altında düşünebiliriz:

               •             Somatik (bedensel): Gerginlik, ağrı, sıkışma, yorgunluk gibi bedensel belirtiler

               •             Motor (davranışsal): Huzursuzluk, ani tepkiler, dürtüsel davranışlar

               •             İmgesel (zihinsel): Senaryolar, tekrar eden düşünceler, hayaller

               •             Sözel: Duyguları kelimelere dökebilme

Bu kanallar arasında en geç gelişen sözel ifadedir. Çünkü bir duyguyu söze dökebilmek, yalnızca konuşabilmek değil; duyguyu bir süre içeride tutabilmek, dağılmadan taşıyabilmek anlamına gelir. Duygunun hangi kanaldan dile geleceğini kişinin kendisi değil, gelişim evrelerindeki ilişki biçimi belirler. Yani kullanılan dil bir tercih değil; çoğu zaman ilişkisel gelişimin sonucudur.

Duygusal İfade, Gelişimle İlgilidir

Yaşamın erken dönemlerinde dil henüz gelişmemiştir. Bebek için duygu, önce bedende hissedilir ve hareketle boşaltılır. Ağlama, bağırma, gerilme duyguları ifade etmenin temel yollarıdır.

Zamanla çocuk, zihinsel temsiller oluşturmaya başlar. Duygular hayallerle, imgelerle, oyunlarla ifade edilir. Sözel ifade ise daha sonra gelişir; çünkü söze dökebilmek, yalnızca konuşabilmek değil, duyguyu bir süre içeride tutabilmek anlamına gelir. Sözel ifade, duygusal regülasyon kapasitesinin en yüksek düzeyidir ve ancak duygu yeterince karşılandığında ve yatıştırıldığında gelişir.

Duygular Nerede Saklıdır?

Duyguların hangi kanalla ifade edileceği; kişinin duyguyla ilk nasıl karşılaştığı, onu ne ölçüde taşıyabildiği ve duygunun hangi gelişim döneminde karşılıksız kaldığıyla yakından ilişkilidir.

Çocuk için duygu tek başına taşınabilir bir deneyim değildir. Duygu, ancak biri onu karşıladığında, adlandırdığında ve yatıştırdığında sindirilebilir hale gelir. Eğer bu karşılaşma gerçekleşmezse, gelişim bir sonraki basamağa geçmez; duygu, orada askıda kalır.  Taşınamayan, anlamlandırılamayan ve kapsanamayan duygu, kendine farklı ifade kanalları bulur.

Bakım veren tarafından kapsanmayan, abartılı bulunan ve yaşanmasına izin verilmeyen duygu yok olmaz; gelişimsel olarak ilerleyemez, düşünceye temas edemez, söze geçemez. Bu nedenle bedende, davranışta ya da düşüncede belirtilerle varlığını sürdürür. Bu belirtiler, duygunun kendine bir yol bulma çabasıdır.

Regülasyon Kapasitesi: Duygu Taşar mı, Hapsolur mu?

Regülasyon kapasitesi yetersiz kaldığında duygu iki farklı uçta ifade bulabilir:

  • Taşar: Bedensel belirtiler ortaya çıkar.
  • Hapsolur: Zihinsel döngülere sıkışır.

Bu durum, duygunun fazlalığını değil; taşınabilir ve yaşanabilir hale gelememiş olmasını gösterir. Duygular taşınamadığında bedenden taşar ve somatik şikayetler olarak ortaya çıkar; hissedilmekten kaçınıldığında ise düşünceye hapsolur ve takıntılı düşünceler şeklinde kendini gösterir.

Bu nedenle ağır gelen veya bastırılan bir duygu, bir kişide panik atak olarak ifade bulurken, başka bir kişide obsesyon biçiminde ortaya çıkabilir. Aynı duygu birinde taşarken, diğerinde hapsedilir. Birinde duyguyu taşıyamamak söz konusuyken, diğerinde duyguya temas edememek ön plandadır.

Panik Atak: Taşan Duygunun Bedensel İfadesi

Panik atakta duygulanım ani ve yoğun biçimde yükselir. Sinir sistemi bu yoğunluğu tolere edemez ve zihinsel süreç geri çekilir. Duygu, doğrudan bedensel belirtilerle ifade bulur.

Bu nedenle panik atak yaşayan kişiler sıklıkla: çarpıntı, nefes darlığı, göğüs sıkışması, bayılma ya da ölme korkusu yaşar ve belirtilerin ardındaki duyguyu adlandırmakta zorlanırlar. Panik atak, bu yönüyle “söze ulaşamamış bir duygunun bedensel taşması” olarak düşünülebilir.

OKB: Hapsedilen Duygunun Zihinsel Düzenlenmesi

OKB’de ise duygu bedene taşmaz; bunun yerine zihinde tutulur. Obsesif düşünceler ve kompulsif davranışlar, duyguyla doğrudan temas etmekten kaçınmanın yolları haline gelir. OKB’de duygu; yaşanmaz, düzenlenmez, zihinsel olarak kontrol altında tutulur.

Terapi Bu Noktada Ne Yapar?

Gelişimsel olarak yaşanmayan ve engellenen duygu, belirtilere dönüşür. Bu belirtiler, çoğu zaman duygunun taşma ya da hapsolma biçimini gösterir. Terapi, bu iki uç arasında duygunun yaşanabileceği güvenli bir alan oluşturur. Amaç, duygunun taşmadan ve hapsolmadan yaşanmasını sağlamaktır. Bu bağlamda panik atakla çalışırken duyguyu birlikte taşımak ve bedensel regülasyonu desteklemek; obsesyonla çalışırken ise duyguya temas etmek önemlidir. Duyguya temas edilebildiğinde ve kapsandığında, gelişimsel olarak bir üst ifade kanalına geçilebilir.

Bu nedenle iyileşme; duyguları bastırarak, değiştirmeye çalışarak ya da onlarla temastan kaçınarak değil, duygulara temas ederek, onları hissederek ve dile dökerek, kısacası onlara eşlik ederek mümkün hale gelebilir. İyileşme, duyguyu susturmakla değil; onunla kalabilmeyi öğrenmekle mümkündür.

Etiketler

panik atakobsesif kompulsif bozuklukduygu regülasyonuterapikaygıduyguları bastırmapsikoterapi

Yazar Hakkında

Klinik Psikolog Emine Özdemir

Klinik Psikolog Emine Özdemir

2001 yılında Çukurova Üniversitesi  Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölümü’nden mezun oldu.
2017 yılında Mersin Toros Üniversitesi Psikoloji Yüksek Lisans Programını bitirdi.
2022 yılında İstanbul Rumeli Üniversitesi Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programını tamamladı.
2012 yılında Süleyman Demirel Üniversitesi Aile Danışmanlığı Sertifika programını tamamladı. Yine
aynı sene Prof.Dr.Şahin KESİCİ'den oyun terapisi eğitimi aldı.
2014 yılında Çözüm Var Sorun Yok; isimli ilk kitabı yayınlandı.
2015 yılında ise ;Suçlamayın Yol Gösterin; isimli ikinci kitabı okurlarıyla buluştu.
2015 yılında Bilişsel Davranışçı Terapi Derneğİ; nin kurucusu ve yöneticisi Prof.Dr.Hakan
TÜRKÇAPAR;dan BDT Psikoterapi Kuramsal Eğitimi aldı.
2015 yılında Girne Amerikan Üniversitesi'den Doç.Dr. Linda FRAIM'den Çözüm Odaklı  Psikolojik Danışmanlık Eğitimi aldı.
2015 yılında Doğu Akdeniz Üniversitesi Öğretim Görevlisi Doç.Dr.Fatih BAYRAKTAR;dan; Zorbalık konusunda eğitim aldı.
2016 yılında Çukurova Üniversitesi rektör yardımcılığı ve PDR Anabilim Dalı Başkanlığı yapmış olan Prof.Dr.Banu İNANÇ danışmanlığında 'Duygu Yönetimi' Grup terapisi ve yarı deneysel araştırma projesini tamamladı.
2021 yılında Rasyonel Terapi Enstitüsü tarafından American Psychological Association (APA) ve YÖK
Onaylı “Akılcı Duygucu Davranışçı Terapi Eğitimi”ni aldı.
2021'de Türk PDR Derneği'nin düzenlediği “Resim Yorumlama ve Projektif Çizim Testleri Eğitimi”ni tamamladı.
2022'de Davranış Bilimleri Enstitüsü'nün düzenlediği “EMDR 1. Düzey Eğitimi”ni tamamladı.
Prof. Dr. Doğan ŞAHİN tarafından verilen “Dinamik Psikoterapi Temel Eğitimi”ni bitirdi.
Klinik Psikolojide, “Başa Çıkma Stratejilerinin Cinsiyet Açısından İncelenmesi” konusunda bitirme projesi hazırladı.
Prof. Dr. Taşkın YILDIRIM tarafından verilen “Dinamik Yönelimli Kısa Yoğun Acil Psikoterapi Eğitimi”ne katıldı.
İstanbul Psikanaliz Derneği'nin düzenlediği ve Psikanalist Maurice CORCOS ve Talat Parman'ın konuşmacı olduğu "Ergen ve Bedeni" konulu eğitim programına katıldı. Doç.Dr. İlim FIRAT tarafından verilen "Freudçu Düş Yorumu" eğitimine katıldı.
İstanbul Psikanaliz Derneği tarafından düzenlenen "Psikanalitik Kuramda Bilinçdışı Süreçler ve İşleyişi" konulu eğitime katıldı.
Moxo Dikkat Testi Uygulayıcı eğitimini tamamladı.

2022’d

Önemli Bilgilendirme

Site içerisinde bulunan bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.