İyi geceler.21 yaşındayım benim sorunum bacaklarımda ince kılcal damarların

  • İyi geceler.21 yaşındayım benim sorunum bacaklarımda ince kılcal damarların varlığı son zamanlarda gözle görülür derecede belirginleşti.Varis gibi değiller fakat kılcal damar çatlaması gibi.Bunun için lazer tedavisi olduğunu duydum fakat bunun başka bir yöntemi yok mudur internette satılan bazı kremler var bunlar gerçekten işe yarıyor mu doktorun tavsiyesi üzerine krem kullanmak etkili olur mu. kolay gelsin.

  • Doktor Cevabı:
    Op. Dr. İhsan Alur

    Kaç tip varis vardır? vücudumuzda değişik bölgelerdeki toplar damarlarda oluşabilen varisler bulundukları organa/yere göre çeşitlilik gösterirler: a) vulvar varis : (kadın genital organlardaki varis): bu varislerin oluşum nedenleri ve tadavisi bacak varisleri gibi yapıldığından konumuza dahil edildi. b) ösefagus (yemek borusu) varisi: sebepleri, oluşumu ve tedavisi tamamen farklıdır ve mutlaka değerlendirilmeye alınmalıdır. c) varikosel: testislerin toplar damarlarında genişleme şeklinde olan bir tür varistir; sebebi ve tedavisi bacak varislerine benzemektedir. uzmanlık alanımıza girmediğinden bahsedilmeyecektir. d) hemoroid: her nekadar son dönemde hemoroidde asıl problemin damar genişlemesi değil daha çok taşıyıcı bağ dokusunda zayıflık ve hasar olduğu kabul edilsede makat bölgesindeki toplar damarlardaki genişleme varis tanımlamasına uymaktadır. e) bacak varisleri: yerçekimi etkisi ile bacaklarda daha sık rastlanan varisler değişik şekillerde karşımıza çıkar: 1. spider anjiomları ve telenjiektaziler: örümcek ağını veya yıldızı andıran, ciltte yüzeyel yerleşim gösteren, 1 mm veya daha az çaptaki varislerdir. elle hissedilmezler. mavi veya kırmızı çizgisel renk değişiklikleri olarak görülürler. bu çizgisel oluşumlar tüm bacağı sarabilirler. 2. retiküler varisler: ciltten hafif kabarık, çapları 4 mm’ den küçük olan mavi, mor renkli, elle hafifçe hissedilebilen varislerdir. 3. yüzeysel ana varisler: elle ve gözle kolayca fark edilebilen, 4 mm’den büyük çaplı, cilt altında seyreden varislerdir. 4. büyük toplar damar varisleri: büyük ve küçük safen venleri denilen büyük toplar damarların seyirleri boyunca görülen büyük, geniş kıvrımlar oluşturan ve damarın kendine ait yeşilimsi renginin yansımasının görüldüğü varislerdir. 5. derin varisler: toplar damar sisteminde derinden seyreden, yani buzdağının altından kaynaklanan varislerdir. 6. kombine tipler: birkaç değişik varis tipinin bir arada bulunmasıdır. varislerin tedavi yöntemleri 1. tibbi tedavi: tedavinin temelini bacak elevasyonu ve kompresyon tedavisi oluşturur. ilaç tedavisi aşağıdaki durumlarda düşünülmelidir: diüretik kullanımı ciddi bacak ödemi bulunan hastalarda kısa süreyle kullanılmalıdır. aspirin (80-300 mg/gün) kronik venöz ülserlerinin iyileşmesi hızlandırabilir. kontraendikasyon olmayan venöz ülserli hastalarda kullanılması önerilir. sistemik antibiyotikler sadece ülser enfeksiyonu semptomları bulunan hastalarda kullanılmalıdır komplike olmayan staz ülserleri genellikle topikal kortikosteroid uygulamalarına yanıt verir. at kestanesi tohumu özütü (aktö) ileri derecede varis hastalarında bacak kalınlığını ve ödemini azaltır. kompresyon çorabı kullanmanın sakıncalı olduğu (ör. oklüzif arteriyel-atardamar hastalıklarında) durumlarda kullanılabilir. dozu günde iki kez 300 mg ( 50 mg escin)’ dır. bulunan yerlerde hidroksietilrutozid (hr) alternatif olarak kullanılabilir. oral pentoksifilin kompresyon tedavisine ek olarak kullanılabilir. özellikle standart tedaviye yanıt vermeyen ülserlerde. topikal antiseptikler, antibiyotikler, debridan enzimler, büyüme faktörleri ve gümüş sülfodiazin önerilmez ilaç tedavileri: aspirin topikal kortikosteroidler at kestanesi tohumu özütü (aktö) pentoksifilin topikal antiseptikler gümüş sülfodiazin anabolik steroidler hidroksietilrutozid gotu kola grape seed bilberry piknogenol aspirin: anti platelet ajan(pıhtılaşmayı engelleyici) olan aspirin kronik venöz ülserlerin iyileşmesini hızlandırabilir. aspirin alan hastalarda hem iyileşen ülser sayısında artış hem de ülser boyutunda da belirgin küçülme olduğu saptanmıştır. tüm hastalara aspirin tedavisine ek olarak kompresyon bandajı uygulaması da yapılmalıdır. topikal kortikosterodiler: komplike olmamış staz dermatiti genellikle steroidlerin veya yumuşatıcı kremlerin topikal uygulamalarına yanıt verir. eğer cevap vermezse kontakt dermatiti düşündürmelidir ve patch testine gerek duyulur. at kestanesi tohumu özütü: at kestanesi tohumu özütü (aktö) venokonstrüksiyonu indükleyen; damar duvarının düşük moleküler proteinlere, su ve elektrolitlere geçirgenliğini azaltan f serisi prostaglandinlerin (ör: pgf2-alfa) salınımını artırır. bu oral bileşik avrupada hemoroid, varis, siklik ödem ve yorgun bacakların tedavisinde kullanılır. bir çalışmada aktö’ nün aktif metaboliti olan escin 50 mg dozunda günde iki kez kullanılmış ve sadece plaseboya üstün olmamakla kalmayıp bacak kalınlığını ve ödemini azaltmada kompresyon çorapları kadar etki gösterdiği saptanmıştır. pentoksifilin: az bir çalışma grubunda venöz ülserli hastalarda pentoksifilinin kompresyon tedavisi ile birlikte veya tek başına olan etkisi araştırılmıştır. pentoksifilin inatçı ülserleri bulunan ve yukarıdaki tedavi yöntemlerinden fayda görmeyen ya da kompresyon tedavisini tolere edemeyen hastalarda kullanılabilir., sulodexide: sulodexide avrupada ve bazı diğer bölgelerde bulunan yüksek oranda saflaştırılmış bir glukozaminoglikandır. abd de bulunmamaktadır. venöz ülseri bulunan hastalarda lokal tedaviye ek olarak etkili olabilen bir maddedir. sulodexidin lokal yara tedavisine ek olarak etkili olabileceği düşünülmektedir. venöz yetmezlikli hastalarda hangi mekanizmalarla yara iyileşmesini etkilediği tam olarak bilinmemektedir. ancak bu etkisinin lökosit platelet aktivasyonu üzerine olan etkisi ile antitrombotik, profibrinolitik ve fibrinojen azaltıcı özelliklerinden kaynaklanabileceği düşünülmektedir. topikal antiseptikler: hidrojen peroksit, povidon iyot, asetik asit ve sodyum hipoklarit gibi topikal uygulanan antiseptiklerin in vitro ve hayvan çalışmalarında hücresel toksisitelerinin bakterisidal özelliklerinin önüne geçtiği ispatlanmıştır. hidrojen peroksit hariç hepsi yara epitelizasyonunu bozar ve önerimezler. gümüş sülfodiazin: gümüş sülfodiazin uzun zamandan beri yanıklar, tam kat olamayan yaralar ve cilt grefti donör bölgelerinde tedavide kullanılmaktadır. topikal uygulanan bu ilaç in vitro olarak bazı sülfonamidlere dirençli türler de dahil olmak üzere neredeyse tüm patojen bakteri ve mantarların üremelerini inhibe eder. etki mekanizması bakterilere seçici olarak toksik olan gümüşün yavaş olarak salınmasıyla mikrobiyal kolonizasyonun azaltılması şeklindedir. her ne kadar büyük yaralarda sülfodiazin düzeyi terapötik dozlara ulaşsa da az miktarda gümüş sistemik olarak emilir. gümüş sülfodiazinin venöz ülserlerin tedavisinde kullanımı ile ilgili randomize çalışmaların sonuçları karışıktır. örneğin gümüş sülfodiazini tripeptid bakır kompleksi ve inert petrolatum ile karşılaştıran bir çalışmada gümüş sülfodiazinin belirgin olarak daha etkili olduğu (%21’ e karşı %3) gösterilmiştir. buna karşın 12 hafta süreyle yapılan ve gümüş sülfodiazini oklüzif veya yapışkan olamayan pansumanla karşılaştıran plasebo kontrollü randomize çalışmada ülser iyileşmesinde gruplar arsında önemli bir fark bulunamamıştır. gümüş sülfodiazinin yan etkileri bakteriyel rezistansın indüklenmesi ve kontakt dermatitdir. anabolik steroidler: bir anabolik steroid olan stanazol kan fibrinolizisini stimüle eder ve randomize plasebo kontrollü bir çalışmada lipodermatosklerozisle (subkutan dokunun fibrozan panniküliti) ilişkili ilerlemiş cilt değişiklerinin tedavisinde test edilmiştir. 23 hasta üzerindeki bu küçük pilot çalışmada plasebo ile karşılaştırıldığında iyileşme hızını iki kat daha fazla olduğu tespit edilmiştir. hidroksietilrutozid (hr): hr semisentetik flavonoidlerin standart bir karışımıdır ve mikrovasküler yapının endoteli üzerinde etki göstererek geçirgenliği ve ödemi azaltır. bu değişikliklerin sonucunda kvy'li hastaların bacak venlerindeki parsiyel oksijen basıncı ve transkutanöz oksijen gerilimini artırır. hr her ne kadar abd de bulunmasa da 30 yıldan fazla süredir avrupada çeşitli tipte ödemlerin tedavisinde kullanılmaktadır. hr kvy li hastalarda bacak kalınlığını azaltır. bir çalışmada aktö’ ye üstün olduğu gösterilmiştir (%75 e yakın cevap alınmıştır). başka bir çalışmada hr nin kompresyon çorabı ile birlikte kullanımının bacak kalınlığını azaltmada çorapla beraber plasebo kullanımından üstün; aktö’ ye benzer sonuçları olduğu gösterilmiştir. tedavinin etkinliği ilaç kesildikten altı hafta boyunca takip edilmiştir. bununla birlikte hr’ nin venöz ülserlerin tedavisindeki etkinliği hala net değildir. hr’ nin kvy’in semptomlarının tedavisindeki etkinliği 1900 hastayı içeren 15 randomize plasebo kontrollü klinik çalışmanın bir meta-analizinde değerlendirilmiştir. hr grubu semptomların kaybolması yönünden tüm diğer kategorilerle kıyaslandığında (ağrıda plaseboya karşı %38’e %27, kramplarda %38’ e %26, bacak yorgunluğunda %34' e %22, şişmede %49’ a %35, huzursuz bacakta %50’ ye %26) daha üstün bulunmuştur. aktö ve hr plasebo ile kıyaslandığında yaşlılarda bile önemli yan etkileri yoktur. bu bileşikler 6 ay boyunca iyi tolere edilirler. henüz daha uzun süreli takipleri yoktur. gotu kola: centella asiatica bitkisinden elde edilir. çin’ de 2000 yıldan beri bilinen ayurvedik bir bitkidir. son yıllarda batıda sedatif, tonik ve mental fonksiyonları güçlendirici olarak kullanımı popülerdir. hintliler bu bitkiyi cilt iltihaplanmalarında ve diüretik olarak kullanmışlardır. k vitamini, magnezyum ve kalsiyum bakımından zengin olan gotu kola; kan dolaşımını düzenleyerek varis ağrılarını ve bacak kramplarını gidermeye yorgunluk etkilerini hafifletmeye, beyin fonksiyonlarını desteklemeye yardım eder. kan dolaşımını hızlandırarak beyin fonksiyonlarını ve hafızayı güçlendirmeye, sinir sistemini stimüle ederek depresyon ve kronik yorgunluğun tedavisine yardım eder. iyi bir ekspektoran (balgam sökücü) olarak soğuk algınlığından ileri gelen tıkanıklığı giderebilir. fransa da standart tedaviye yardımcı olarak ameliyat yaraları ve doğum sonrası yırtıkların iyileşmesinde ve ülser, sedef ve yanık tedavilerinde kullanılır. grape seed (üzüm tohumu) üzüm çekirdeği, özü ve kabuğundan elde edilerek kurutulmuş ve toz haline getirilmiş, damar geçirgenliği ve kırılganlığının azaltılmasındaki etkileri ile ödem ve kanamaları engellemeye yardımcı etkileri olan çok güçlü antioksidandır. içerdiği yüksek oranlı flavinoidler hücreleri çevresel zararlardan korurlar. kapiller damar permeabilitesini ve frajilitesini azaltarak ve kollejen yıkılmasını önleyerek kardiyovasküler sistemi destekler. ciltte kollajen ve elastin dokularının koruyarak erken yaşlanmayı önlemeye, platelet agregasyonunu engelleyerek felçten korunmaya yardımcıdır. bağ dokusunun, kan damarlarının ve kasların yapısında bulunan koollajen ve elastin proteinlerinin stabilizasyonunda rol oynar. antihistaminik özelliği ile alerjik durumlarda da olumlu etkileri görülebilmektedir. damar sistemine etkisiyle venöz yetmezlik, varis, kapiller frajilite, morarma ve berelenme ile retina bozuklukları (diyabetik retinopati ve makular dejenerasyon vb.) gibi venöz ve kapiller bozukluklarda kullanılır. antioksidan özelliği ile lipit peroksidasyonunu önlemeye yardımcı olup, hücrelerin korunmasını sağlayarak, kalp-damar sağlığının korunmasına ,erken yaşlanmanın ve kanser riskinin azaltılmasına beslenme desteği olarak yardım eder. antihistaminik özelliği ile alerjik durumlarda beslenme desteği olarak yardım eder. yakın zamanda yapılan çalışmalarda; çocuklarda dikkat eksikliği-hiperaktivite problemlerinde faydalı olduğu görülerek kullanılmaktadır. bilberry : yaban mersini (vaccinium myrtillus) bitkisinin meyve tozlarını içerir. yaban mersini meyvelerinin içerdiği antioksidan özellikli ve antosiyan yapısındaki biyofilavinoidler, göz ve damar sağlığının korunmasında faydalıdır. kapiller damarların ve kollajen dokunun güçlendirilmesinde rol oynar. varis gibi dolaşım bozukluklarında kan akımını düzenler. piknogenol: özel bir cins çam ağacı (european costal pine) kabuğundan elde edilen biyofilavinoid ailesinden bir proantosiyoniddir. e ve c vitamininden daha fazla antioksidan özellik gösterir. bağ dokusunun, kan damarlarının ve kasların yapısında bulunan, cildin kollajen ve elastin proteinlerinin stabilizasyonunu destekleyerek; erken yaşlanmanın ve kalp damar hastalıklarının önlenmesinde, kronik venöz yetmezlikte destekleyicidir. ödem ve hematom oluşmasının önlenmesinde yararlıdır. * kaynak olarak değerli meslekdaşım ve arkadaşım prof.dr.ufuk demirkılıç 'ın yazılarından yararlanılmıştır. 2. varis (kompresyon) çorabı uygulamaları: varise ve kronik venöz yetmezlikte uygulanan yöntemlerin hiç birisi tek başına varis çorabı (kompresyon tedavisi) uygulaması olmadan başarılı olamaz. bu nedenle varis çorabı uygulamaları venöz yetmezlik tedavisinde altın standart olarak kabul edilebilir. varis çorapları değişik basınç aralıklarında bulunurlar ve hastanın şikayetlerinin ve hastalığının derecesine göre ihtiyaç duyulan basınç aralıklarında kullanılır. bu tedavide en önemli nokta hastanın bacak ölçülerinin yetkili kişilerce alınıp doğru ölçekte ve etkili basıncı oluşturacak şekilde kompresyon(varis) çoraplarının teminidir. varis çoraplarının bu faydalı etkileri şu mekanizmalara bağlıdır: bağ dokusuna destek sağlarlar doku basıncını yükseltirler filtrasyon miktarını azaltırlar ödemi azaltırlar ve önlerler venöz hipertansiyonu baskılarlar kapak yetersizliğini önlerler diz altı kas gücünü artırırlar damarlardaki kan akışını hızlandırırlar lenf dolaşımını desteklerler trombozdan ve emboliden korurlar 3. skleroterapi skleroterapide amaç damar içine sklerozan (kurutucu) madde vererek yüzeyel venlerin kurutulmasını sağlamaktır. ince ve orta kalınlıktaki varislerde microfine (çok ince) iğnelerle hasta damarın içine sklerozan (kurutucu) madde verilerek varis ortadan kaldırılır. kozmetik amaçlarla 1mm olan lezyonlarda da artan oranlarda kullanılmaktadır. yöntem ağrısızdır ve 15-20 dakikalık uygulama sonrası gündelik yaşama dönülebilir. skleroterapi yüzeyel veya derin venöz kaçağın olduğu durumlarda etkili olmayabilir bu nedenle tedavi öncesinde bu durumların ekarte edilmesi gerekir. kontrendikasyonlar(uygulanmaması gereken durumlar): 1. gebelik (vulvar varis, rüptür tehlikesi, ülser) 2. 70 yaş üzeri ve sedanter yaşam 3. sistemik hastalık (dm,böb,kc,akc,) 4. hastanın mobilizasyonunu etkileyecek ilerlermiş romatizmal hastalık 5. alt ekstremite arteryel hastalıkları 6. allerjik hastalığı olanlar 7. ateşli hastalıklar 8. akut yüzeyel yada derin venöz tromboz 9. mobilite ve kompresyonu engelleyecek obesite 10. antikoagülan kullanımı 11. doppler usg ile gösterilmiş reflü akım kompli**** uzmanları tarafından uygulandığında çok nadir rastlanabilen muhtemel yan etkiler aşağıda sıralanmıştır. pigmentasyon (%10) 6-12 ayda geriler geçici ödem ve şişlik ekimoz(% 10-20) ağrı (%5-10; aşırı olmayan ve yaşam konforunu etkilemeyen) tromboflebit (%1-2) nekroz dvt ve pe anaflaksi inefektif enjeksiyon matting(%10) 4. mikrofoam(köpük) enjeksiyonu ile skleroterapi skleroterapi ile varis tedavisi yaklaşık 150 yıldır uygulanmasına rağmen popularitesini son 20 yılda kazanmıştır. skleroterapi amacıyla çok çeşitli ilaçlar kullanılmaktadır. geçtiğimiz son yıllarda ise ultrason eşliğinde mikrofoam enjeksiyonu ile skleroterapi uygulama gündeme gelmiştir; ancak foam (köpük) oluşturmak için standart bir yöntem belirlenmemiş ve işlemi yapan doktorlar tecrübelerine göre yöntemler geliştirmişlerdir. etki mekanizması: konvansiyonel skleroterapide sıvı sklerozan endotel (damarın iç yüzeyi) ile temas etmeden önce kan ile seyreltilir. foam (köpük) yönteminde ise sklerozan damar lümeninde (içinde) kan ile yer değiştirir ve bu sayede damar duvarı ile direkt temas eder. doppler us ile köpük direkt olarak görülebilir ve bu sayede yetmezlik halindeki damarın tamamen dolduğu değerlendirilebilir. polidokanol mikrofoam damar endoteliyal hücrelerine etki ederek damarda yoğun bir spazma neden olur. tedaviden sonra bacak baskılı bandaja alınarak enjeksiyon yapılan damarın yeniden kanla dolması önlenir. köpük içindeki gazın emilmesinden sonra bacaktaki spazm çözüldüğünde damarda yeniden genişleme olabilir ve eğer bandaja alınmazsa içi yeniden kanla dolarak trombus oluşumuna ve flebit gelişimine neden olabilir. komplikasyonları: mikrofoam enjeksiyonu ile ilgili en önemli sorun derin ven trombozudur ve görülme oranı %2.7 dir. derin ven trombozu açısından yüksek riskli hastalarda profilaktik düşük molekül ağırlıklı heparin uygulamaları dvt gelişme riskini azaltır. skleroterapi teknikleri: özel bir teknik yoktur ve uygulama tamamen kullanıcının tercihine ve tecrübesine bağlıdır. iğnelerin tipleri 30-33 g de değişir (insülin iğnelerinden ince olabilir). iğneler 10-30 derecelik bir açı ile kullanılır. hasta sırtüstü yatarken uygulanır. bunun nedeni hem hastanın daha rahat etmesi hem de senkop atağı riskini azaltmaktır. büyük venler: ven bölgesi işaret ve yüzük parmağı kullanılarak izole edilir; cilt gerilir ve izole segmente 0.25-0.5 ml lik yavaş enjeksiyon yapılır. kılcal damarlardan önce besleyen retiküler damarlar tedavi edilmelidir. küçük venler: cilt gerilir ve maksimum 0.2 ml olacak şekilde sklerozan yavaşça enjekte edilir ve solduğu gözlenir pamukla hemen bastırılır daha sonra bandajla veya çorapla kompresyon sağlanır kompresyonun rolü: tedavi sonrası kompresyon uygulamanın teorik ve klinik nedenleri vardır. bu sayede ilacın damarın iç yüzeyleri ile direkt teması sağlanır. bu sayede daha etkili bir tıkanma sağlanır ve derin venöz sistemde hasara neden olabilecek geri kaçış azaltılır. sklerozan maddenin derin venöz sistemde birikmesini önleyecek baldır kas pompasının çalışmasını da sağlar. bu etkiler dvt riskini azaltır. ayrıca retiküler ve kılcal damarlarda trombüs oluşumu riski de azalır bunun sonucu olarak inflamasyon (flebit) alanı en aza indirilir ve rekanalizasyon riski de azalır. böylece pigmentasyon riski de azalır. bu faydalı etkiler kompresyonun süresi ile ilişkilidir. en iyi sonuçlar 3 haftalık kompresyon ile elde edilir. bununla birlikte 2-3 günlük bir kompresyon bile hiç olmamasından iyidir. yan etkiler: *pigmentasyon her ne kadar bildirilen görülme sıklığı değişken olsa da hastaların %10 unda skleroterapi sonrası trombus oluşumu nedeniyle bir renk değişimi görülmektedir. hemosiderin boyaları hemen daima 1-6 ay içerisinde kaybolur. bu süre o bölgeyi gün ışığından koruyarak hızlandırılabilir. daha önce belirtildiği gibi hiperpigmentasyon kompresyon çorapları ile azaltılabilir. ancak bu konu ile ilgili varılmış bir görüş birliği yoktur. genelde 20-30 mmhg lık çoraplar bu konuda en iyidir. sklerozan ajanın tipi ve gücü de pigmentasyonun derecesini etkiler. bu yüzden %1 lik polidocanol yerine %0.5 lik solüsyon kullanıldığında renk değişikliği görülme sıklığı da yarı yarıya azalır. *bül oluşumu ince venlere (spider) yapılan skleroterapi sonrası cilt nekrozu nadirdir. genellikle sklerozanın kazara perivasküler uygulanmasıyla veya bir arteriyovenöz anastomoza enjeksiyonu sonrasında görülür. bül oluşumundan sorumlu diğer mekanizmalar ise küçük damarların reaktif vazospazmı veya aşırı baskı uygulamak şeklinde sayılabilir. kemik çıkıntıları üzerindeki bölgeleri tedavi ederken özellikle de bacağın distal bölgelerinde risk yüksektir. bunun nedeni ayak bileği çevresindeki cildin kan akımının değişken olması olabilir. *telenjiyektazi telenjiyektazik damarlar (

Bu soruya oy verin :

.
x