Doktorsitesi.com

Sosyal İzolasyon: Modernleşmenin Bir Sakıncası

Uzm. Psk. Tuğçe Esra Özbey
Uzm. Psk. Tuğçe Esra Özbey
18 Kasım 2021105 görüntülenme
Randevu Al
Sosyal İzolasyon: Modernleşmenin Bir Sakıncası

Batı kültüründe geliştirilen benlik gelişim kuramlarında, çocuğun özerk ve kendine yeten bir birey olması için öncelikle anneden bir kopuş yaşaması gerektiği öne sürülüyor. Böylece, çocuk hem anneden ayrık, hem de özerk bir benlik kurgulamış oluyor. Örneğin Mahler’in (1972) ayrılma-bireyselleşme teorisi tam olarak bunu öngörür. Bebek, anneden ayrı biri olduğunu fark ettiğinde eş zamanlı olarak anneden ayrılır ve kendi başına bir birey haline gelir.

Modernleşme kuramı, Batılaşan, maddi olarak güçlenen ve eğitim düzeyi yükselen her toplumdaki bireylerin nihayetinde bireyselleşeceğini öngörmektedir. Böylece, en iyi (optimal) olan kişi, bireysel, çevreden kopuk ve kendi hedeflerine yönelen bir kişi olarak kurgulanıyor bu kuramda.

Oysa, Çiğdem Kağıtçıbaşı (2005), Çocuğun Değeri Araştırması sonucunda elde ettiği bilgilerden yola çıkarak, bireyin sağlığı için bireyselleşmenin eksik olduğunu öne sürmektedir. Kağıtçıbaşı’na göre, insanın iki temel ihtiyacı vardır: ilişkisellik ve özerklik. Bu görüşe göre, modernleşme kuramının önerdiği bireyin durumu özerklik ihtiyacını karşılarken, ilişkisellik ihtiyacını ihmal eden bir profil ortaya koymaktadır. Ne yazık ki, Batı’da modernleşme zihniyetiyle büyüyen en büyük problemlerden birisi sosyal izolasyondur. Bu kültürlerde çocukları tarafından huzur evlerine terk edilen veya ziyaret edilmeyen yaşlıların durumu oldukça yaygınlaşmaktadır. Sosyal izolasyon ve yalnızlık, depresyonu tetikleyebilecek bir faktördür ve kaçınılması gereken bir durumdur.

Kağıtçıbaşı’nın (2005) altını çizdiği konu çok temel, evrensel iki insan ihtiyacına işaret etmektedir: İnsan, öncelikle doğası itibariyle ilişki kurmak üzere programlanmıştır. Örneğin henüz yeni doğan bebekler bile, insan yüzlerine bakmayı, cansız nesnelere bakmaktansa tercih etmektedirler (Sanefuji, 2011). Bir başka insana / insanlara bağlanmanın da henüz doğuştan gelen ve hayat boyu devam eden temel bir insan ihtiyacı ve eğilimi olduğunu bilmekteyiz. Diğer yandan, insanın kendi kararlarını kendi verebilmesi, kendi hayatının sorumluluğunu üstlenebilmesi de onun psikolojik sağlığı için değerlidir. Bu ihtiyaç ‘’özerklik’’ (autonomy) kavramıyla ifade edilmiştir. Kağıtçıbaşı’na göre, insanlar hem kendi kararlarını kendileri alabilen ve böylece özerk, hem de yakın çevreleriyle sosyal ilişki içinde bulunan ilişkisel bireyler olabilirler. Hem ilişkisellik hem özerklik evrensel iki ihtiyaç olup, birinin varlığı diğerini ortadan kaldırmak zorunda değildir.

İşte bu nokta, modernleşme kuramının karıştırdığı nokta olarak karşımıza çıkar. Modernleşme, özerkliğini kazanan bireyin çevreden bir kopuş yaşayacağını -ve yaşaması gerektiğini öne sürerek- kopuk, izole ve mutsuz bireylerin yetiştiği bir toplum hayali öngörmektedir. Oysa, Kağıçıbaşı'nın da belirttiği gibi, özerk olmak, sosyal çevreden tamamen bir kopuşu gerektirmez. Psikolojik sağlık için diğer bir tehdidin de, çevremizdekilerden onay almadan hiçbir adım atamayan, kendine özel bir alanı hiç kalmamış insanlar haline gelmek olduğunu unutmamalıyız. Diğer bir değişle, özerklik de evrensel bir psikolojik ihtiyacıdır. Öyleyse, çocuk yetiştirirken hedef, hem kendine yeten, hem de sağlıklı bir şekilde sosyal çevresiyle bağ kurabilen bir psikolojik yapıyı geliştirmek olmalı. Ya da, kendi gelişimsel programını ''psikolojik tohumunda'' adeta barındıran çocuğun zamanla zaten ortaya çıkmaya çalışacak olan bu yetilerinin gelişimini ebeveynler olarak farkına varmadan engellemek yerine desteklemek… Sağlıklı bir insan psikolojisi için, ilişkisellik ve özerklik ihtiyaçlarımızın yeterince karşılanabilmesi her dönemde gerekecektir.

Özetle, modern toplum hayalinin önerdiği bireyselleşme, kişinin çevresinden ve hatta ailesinden bir miktar kopuk bir yaşamı özendirmektedir. Bu kurgusal düzende, bireyselleşen kişi, sosyal ilişkilerinden koparak kendi hedeflerine yönelen, kendi hedeflerini baskın bir şekilde önemseyen ve bunun için yalnızlaşmayı göze alan birisi olarak karşımıza çıkıyor. Ancak, kişinin yakın bir sosyal çevresinin olmayışı, örneğin ailesiyle iletişim ve bağ kurmaması psikolojik sağlık açısından ciddi bir tehdittir. Böylece, Batı'nın kurguladığı şekliyle bireyselleşme, bir yönüyle sakıncalı bir eğilimdir.

Etiketler

Sosyal anksiyeteAnksiyeteSosyal izolasyonSosyal izolasyon nedir

Yazar Hakkında

Uzm. Psk. Tuğçe Esra Özbey

Uzm. Psk. Tuğçe Esra Özbey

Uzman Psikolog Tuğçe Esra Özbey, Türkiye derecesiyle girdiği Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji bölümü 100% İngilizce programından mezuniyet için yeterliğin üzerinde 5 ders alarak
2017 yılında onur öğrencisi derecesiyle mezun olmuştur. Ardından Bursa Uludağ Üniversitesi’nde Deneysel Psikoloji alanında tezli yüksek lisans eğitimi almış ve yeme bozuklukları konusundaki
yüksek lisans tez çalışmasını tamamlamıştır. Bunun ardından Bahçeşehir Üniversitesi’nde Aile Danışmanlığı (Family Counseling) branşındaki ikinci yüksek lisansından yüksek onur derecesiyle
mezun olmuş ve “Kadınlarda Çelişik Duygulu Cinsiyetçiliğin Aile Planlaması, Aile içi Şiddet, Karar Alma ve Mental İyi Oluş Üzerindeki Etkisinin İncelenmesi” konsundaki tez çalışması ile eğitimini
tamamlamıştır. Boğaziçi Üniversitesi’nde öğrenci olduğu dönemde Aylin Vartanyan Dilaver’in yürütmekte olduğu Dışavurumcu Sanat ve Çatışma Dönüşümü dersi kapsamında dezavantajlı
çocuklarda dışavurumcu sanat etkinliklerinde aktif olarak görev almıştır. Oyun terapisi uygulayıcısı olarak iki farklı sertifikaya sahiptir. Bilginet Akademi platformu üzerinden Uzm. Kl. Psk. Fundem Ece’nin Oyun Terapisi eğitimine, 2022 yılında Üsküdar Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi tarafından verilen Doç. Dr. Çisem Uzun’un Oyun ve Masal Terapisi Eğitimi’ne katılmış ve eğitimlerini başarıyla tamamlayarak oyun terapisi uygulayıcısı ünvanını almıştır. Türk Psikologlar Derneği (TPD) üyesi olarak TPD tarafından verilen Minnesota Çok Yönlü Kişilik Envanteri (MMPI) eğitimi sertifikasını almıştır. Yurtiçindeki eğitimlerinin yanı sıra, yurtdışından pek çok eğitime online katılım sağlamış ve sertifikalar almaya hak kazanmıştır. John Hopkins Üniversitesi’nden Psikolojik İlkyardım, Chicago Üniversitesi’nden Günlük Hayatın Nörobiyolojisi, Wesleyan Üniversitesi’nden Şizofreni, Emory Üniversitesi’nden Bağımlı Beyin, Yale Üniversitesi’nden Ebeveynlikle İlgili Davranış Bilimi konularındaki eğitimleri sertifika almış olduğu eğitimlerden diğer bazılarıdır. 2025 Aile Yılı kapsamında Türk Kızılayı ile birlikte başlatmış olduğu “Kadınları Güçlendirme ve Aile Bilinçlendirme Eğitimi” kapsamında Fidyekızık İlkokulu sınıf annelerine yönelik bir eğitim projesinde aile psikolojisi alanındaki uzmanlığı ile gönüllü olarak eğitim vermektedir. 2018 yılından beri meslekta aktif olarak danışanlarıyla çalışmaktadır. Bireysel psikoterapide psikanalitik terapi ve davranışçı terapi ekollerini takip etmektedir. Çift terapisi ve aile danışmanlığı süreçlerinde ise sistemik aile terapisi, yapısal aile terapisi ve bilişsel davranışçı aile terapisi gibi çeşitli ekolleri bir arada danışanlarının ihtiyacına göre takip etmekte ve eklektik bir yaklaşımla seanslarını yapılandırmaktadır. Çocuklar için oyun terapisiyle, ergen yaş grubunda ise bireysel terapiyle birlikte aile danışmanlığı sürecini birlikte yürütmektedir. Psikoloji branşında bilimsel bilgileri klinik gözlemleriyle, günlük yaşamdan örneklerle ele
aldığı Acı Çeken İnsan isimli kitabı 2022 yılında Frekans Yayınları’ndan çıkmıştır ve tüm kitapçılarda bulunmaktadır. Bilimsel Psikoloji Merkezi’nin kurucu psikoloğudur. Uzman Psikolog Tuğçe Esra Özbey, evli ve bir çocuk annesidir.

 <

Önemli Bilgilendirme

Site içerisinde bulunan bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.