MENOPOZDA GELDİĞİMİZ SON NOKTA

Türkiye ve diğer ülkelerdeki durum
Menopoz nedeniyle hormon tedavisinin Türkiye de ilk kullanılmaya başlandığı tarih 1980 lerin başı hatta ortalarıdır. 90 lı yılların sonuna doğru ise ömür boyu ve herkese hormon tedavisi verelim çizgisine gelmiştik. Çünkü Amerikan literatürü bu yönde idi. Hormon tedavisi kalbimizi koruyor, kemiğimizi koruyor, mememize dokunmuyor, ver gitsin noktasındaydık.
Gerçekte de hormon ve özelliklede östrojen ciddi vazomotor semptomları (sıcak basması terleme) düzeltiyor. Kemiğin bulunduğu durumda muhafazasını sağlıyor, erken başlandığında kalp damar sistemini koruyor. Ayrıca menopoz sonucu oluşan olumsuz ruhsal durumu düzeltip kişinin kendini iyi hissetmesini sağlayıp iyilik hali oluşturuyor.
Ancak bizim gibi yani kadın doğumcu olupta menopoz konusuyla uğraşan,bilimsel açıdan hastaya yaklaşıp, inceleyip riskleri ekarte edip kişiye özgü tedavi veren hekimlerin yanısıra çeşitli ihtisas dallarındaki hekimler hatta pratisyen hekimler bile hormon tedavisi yazar hale gelmişti. Üstelikte neredeyse ömür boyu hormon verilsin diyorlardı. Gerçek ise, yaşı uygun olup menopoza giren ve hormon verilmesinde sakınca olmayan , kendinin de şikayetleri nedeniyle hormon tedavisi istediği olgularda kişiye özgü tedavinin kadın doğumcu tarafından verilmesi gereken bir menopoz yönetimidir.
İşte tam bu sırada 2002 yılında Amerika’da başlayan ve devam eden, kadın sağlığı enstitüsü (WHI) adlı kuruluşun çalışması, oluşan meme ve kalp damar sistemi komplikasyonları nedeniyle erken sonlandırıldı ve kamu oyu ile paylaşıldı.. Meme kanseri ve inmedeki artış en önemli sonucuydu bu çalışmanın. Ancak sonuçlarla ilgili bazı kuşkular vardı. Örneğin yaş ortalaması 63 idi. Sonuç olarak bazıları obez ve sigara içen kadınlar olan çalişmada östrojen ve progesteron dediğimiz hormonlar kullanılmıştı. Ve sonraki yıllarda çalişma yine değerlendirildiğinde sadece östrojen verilen kadınlarda meme kanserinde bir artışın olmadığı tesbit edildi. Bu hormon tedavisinin belli bir dönemde ve belli koşullarda verilmesi gerektiğini gösteren önemli bir çalışmadır. Ayrıca aspirin yazar gibi her hekimin hormon tedavisi öneremiyeceği gibi bir sonucun elde edilmesi de önemlidir. Bu çalışmanın sonuçları açıklandığında tüm dünyaya bomba düşmüş gibi oldu. Kuzey Amerika menopoz derneği bunun sonuçlarını öyle duyurduki tanım yerindeyse yer yerinden oynadı. Neredeyse tüm hekimler menopozda hormon vermeyı kesti. Dünyada ve Türkiye’de de başlangıçta bu anlamda fark olmadı ve tedavi kesildi. Sonrasında yaşanan bu kaosta ençok etkilenen Türkiye oldu ve kadın ve hormon tedavısı açısından vahim bir durum ortaya çıktı. Niye? nasıl?
Bu fırtınada medya konuyu yanlış yorumladı, örneğin östrojene güle güle diye başlık attı,östrojen meme kanserini arttırıyor ifadesini kullandı. Aslında durum tam tersini gösteriyordu,östrojen ve progesteron birlikte verilenlerde kullanılan progesterona bağlı meme kanseri artarken sadece östrojen verilenlerde artmadığı tam tersi azaldığı gösterildi. Yani östrojene güle güle diyenler yanılmıştı. Fakat başlangıçta herkes buna inandı. Daha sonraları çalışma yeniden değerlendirildiğinde östrojen kolunda meme kanserinin artmadığı gösterildi. Bu çalışmadaki suçlanan progesteron yerine farklı progesteronlar verilerek tedavi uygulanabilir. Çünkü rahimi duran kadınlarda progesteron rahimin iç kısmında kalınlaşma olmasını önler. Ameliyat olanlarda rahim olmadığı için bu risk yoktur ve sadece östrojen verilebilir. Ancak bu çalışmanın sonuçlarının yayınlanmasını takiben kadınlar kanser olmaktan korktu, doktorlar ise suçlanmaktan korktu ve az sayıda da olsa bazı doktorlar kısa yoldan giderek ciddi şikayetlerle başvuran kadınlara bile kanser olmak istiyorsan hormon verelim diyerek sorumluluktan kurtulmak istedi. Bu davranışta bugün bile fazla bir değişiklik olmamıştır. Çalışmada ilacı suçlanan firma ise çalışmada kullanılan kombine preparatla birlikte sadece östrojen içeren ilacını da piyasadan çekti. Diğer firmalarda hormon ilaçlarının promosyonundan vazgeçti ki en büyük hata da firmaların bu davranışları oldu.
Şu anda bizim gibi araştıran ve uygun vakalarda kişide istiyorsa menopozda hormon öneren doktorların sayısı çok azalmıştır.
Dışarıya bakacak olursak , örneğin Amerikada hala kadın sağlığı enstitüsündeki (WHI) çalışmada kullanılan östrojen menopoz tedavisindeki yerini hala muhafaza etmektedir. (Türkiyede ise bu östrojen eskilerin deyimiyle tedavülden kalkmıştır) Dünya menopoz derneği tarafından hormonal tedavi süresi 5 yıl gibi bir öneriyle sınırlanmış olup seçilmiş vakalarda 60 yaşına kadar da kullanılabileceği ifade edilmektedir. Özellikle opere olarak erken menopoza giren kadınlarda normal menopoz yaşına kadar standart hormon protokollerinin verilmesi gerektiği de ifade edilmektedir. Örneğin bir kadın 40 yaşında ve menopoza girdi ise 50 yaşına kadar yani normal menopoz yaşına kadar hormon verilmesi gerekir. Operasyonla rahim ve yumurtalıkları alınmış kişilerde sadece östrojen içeren preparatlar verilmelidir. Opere olmamış kadınlarda ise östrojen ve progesteron birlikte verilmektedir ki rahimin iç tabakasında kalınlaşma olmasın.
Ayrıca tüm dünyada normalden çok çok az dozlarda hormon içeren ilaçlar geliştirilmiştir.Hala Türkiyede düşük dozda hormon preparatları bulunmadığı gibi bu konuda bilgilendirme ve hem kadınların hem de hekimlerin bu yönde teşvik edilmelerinde gerekli adımlar atılmamıştır. HRT nin uygun kişilerde uygun protokollerle uygun sürede verilmesi gerektiğini savunanlar eldeki preparatların yarıya bölünmesini önererek düşük dozla tedavi uygulamaya çalışmaktadır.
Özetle geldiğimiz nokta budur. Kadınlarımız hormon tedavisinden uzaklaştıkça sıkıntı, terleme, ateş basması gibi şikayetlerin yanısıra kemik erimesinden korunma, kemiğin bulunduğu noktada muhafazası, hafızada zayıflamanın önlenmesi gibi hormonun faydalı etkilerinden de mahrum kalıcaktır.

