Ergenlerde Dikkat Dağınıklığı mı Duygusal Yük mü?

Ergenlik dönemi, beynin ve kimliğin yeniden yapılandığı bir süreçtir. Bu dönemde sık görülen şikayetlerden biri dikkat dağınıklığıdır. Ders başında oturamama, çabuk sıkılma, sürekli telefona yönelme, odaklanamama… Ancak her dikkat sorunu nörobiyolojik bir dikkat eksikliği anlamına gelmez. Bazen mesele dikkat değil, taşınan duygusal yüktür.
Ergenlerin zihni, akademik beklentiler, akran ilişkileri, beden algısı, aile baskısı ve gelecek kaygısıyla aynı anda meşgul olabilir. Zihin tehdit algıladığında hayatta kalma sistemini devreye sokar. Bu durumda odak, matematik sorusunda değil; “Ben yeterli miyim?”, “Beni dışlıyorlar mı?”, “Ya başaramazsam?” sorularındadır. Duygusal yük arttığında dikkat doğal olarak düşer.
Özellikle kaygı ve depresif belirtiler, dikkat performansını doğrudan etkiler. Kaygılı bir ergenin zihni sürekli senaryo üretir. Depresif bir ergen ise motivasyon kaybı yaşar. Bu iki durumda da “çalışmıyor” gibi görünen genç aslında içsel bir mücadele içindedir. Sadece masa başında oturması sorunu çözmez.
Dikkat dağınıklığını değerlendirirken şu sorular önemlidir: Bu sorun her alanda mı var, yoksa belirli dönemlerde mi artıyor? Akademik baskı yükseldiğinde mi yoğunlaşıyor? Sosyal bir problem yaşadığında mı başlıyor? Eğer dikkat problemi duygusal olaylarla paralel gidiyorsa, önce duygusal yükü ele almak gerekir.
Ailelerin burada yaptığı en yaygın hata, durumu sadece disiplin sorunu olarak görmek veya sürekli “odaklan” demektir. Oysa ergenin ihtiyacı bazen teknik çalışma planından önce duygusal düzenlemedir. Güvende hissetmeyen bir zihin, öğrenmeye açık olamaz.
Dikkat gerçekten nörogelişimsel bir temele dayanıyorsa profesyonel değerlendirme gerekir. Ancak duygusal yükle ilişkiliyse, destekleyici iletişim, kaygı yönetimi ve gerçekçi beklenti düzenlemesi çoğu zaman belirgin iyileşme sağlar.
Bazen soru “Neden ders çalışmıyor?” değil; “İçinde ne taşıyor?” olmalıdır.

