Döngüyü Kırmakta Neden Zorlanırız?

Aslında bunun en belirgin sebebi bilinçaltımızın tanıdık hislere karşı duyduğu güvendir. Bir şey bize zararlı da gelse, daha önce deneyimlediğimiz için yine ona tutunma eğilimi gösterebiliriz. Çünkü çok klasik olan “tanıdık olan belirsiz olandan daha güvenilirdir.” tabiri, insan zihninin çalışma mottosudur.
Döngüler genellikle erken yaşlarda başlar. Özellikle çocukluk döneminde sevgiye ulaşmak için bir strateji belirleyerek yetişen bireyler belki fazla uyumlu olur, aşırı başarılı olur, daha sessiz veya güçlü görünür ya da herkesi mutlu etmeye çalışır. Zihinde kurulan bu stratejiler işe hayatta kalmayı sağlamış olarak algılanır ve bu sayede çocuk kabul görüldüğünü hisseder. Fakat yetişkin olduğunda hâlâ aynı stratejiyi kullanıyordur. Artık ortada tehdit yoktur ama zihin hâlâ eski koşullardaki “sevilmeme” tehdidine karşı aynı şekilde ilerlemek ister. Yani döngü tam olarak bu kısımda oluşur. Bilinçaltı, daha önce işe yaramış olan bir stratejiyi tutarak kişiye iyi gelip gelmediğine odaklanmadan sadece hayatta kalabilmek adına aynı stratejileri devamlı olarak kullanır. Ve bu durum kişinin gelecekteki insan ilişkilerini de sabote etmeye sebep olur.
Bir ilişkide sürekli terk edilmekten korkan kişi, farkında olmadan mesafe koyar. Değersizlik hissi taşıyan biri, kendini gerçekten seveni sıkıcı bulabilir. Sürekli eleştirilen biri, eleştirel partnerlere çekilebilir çünkü o atmosfer tanıdıktır. Tanıdık olan güvenlidir; güvenli olan ise sürekli tekrar edilir.
Kişi bunun asıl sebebini hiç fark etmeden yıllarca yaşayabilir. “Bu benim kaderim.” , “Zaten ben hep bunu yaşıyorum” gibi sağlıksız düşünceler ile sorunun kaynağından uzaklaşır.
Döngüyü kırmak için aslında sadece bu sorunların kaynağına ulaşmak yeterli olmayabilir. Çünkü istemsizce tekrarladığımız, fark etmediğimiz halde rutine dönen davranışlarımızın asıl sebeplerini fark etmiş bile olsak, bu davranışlarımızı kolay kolay bırakmak istemeyebiliriz. Çünkü defalarca kez bizi üzmüş bile olsa bilinçaltımızdan öğrendiğimiz davranış kalıplarını bırakmak demek, bizi koca bir belirsizliğe sürükler. “Bundan sonra böyle yapmayacağım” diye attığımız adımlar, bir bilinmezliğe doğru bizi götürür. Her ne kadar doğru olan bu olsa bile bu kez zihnimiz yine tanıdık olan mutsuzluğu bilinmezliğe tercih etmek isteyeceği için ilk başlarda attığımız adımlarda zorlanmamız çok olasıdır.
Fakat gerçek kırılma anı, bilinmezliğe karşı gösterdiğimiz cesaret ile başlar. Evet “farkındalık sorunların çözülmesi için en önemli olan unsur da olsa değişim “cesaret” sayesinde yaşanır. Belirsizliğe karşı duyulan kaygının üzerine gitmek, bizi sıkıştığımız labirentten, çıkamadığımız döngülerden kurtarır. Mesela ilk kez hiç sınır koyamadığımız kişiye “hayır” diyebilmek, ilk kez yüzleşemediğimiz bir hikayeden kaçmamak veya ilk kez birine ihtiyaç duyduğumuzu söylemek... Bu küçük davranışlar bile zihindeki büyük kalıpları sarsar.
Stajyer Psikolog Dilara Merve Aydın
Uzman Psikolog Mustafa Cem Oğuz


